Bugun...



Zaman Akıp Gidiyor Yeni bir Yılbaşı ( VAAZ )
Tarih: 28-12-2017 13:30:46 Güncelleme: 28-12-2017 13:53:46 + -


Yılbaşında neler Yapılır?, Zamanın önemi.


Zaman Akıp Gidiyor Yeni bir Yılbaşı ( VAAZ )


وَالْعَصْرِ: إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ:إِلَّا الَّذِينَ آمَنُواوَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ:

 

              MEALİ:

 

     “Andolsun asra / zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).”  (ASR SURESİ – 1/3. AYETLER)

     Yüce Allah diğer bazı surelerde olduğu gibi, Asr suresine de yeminle başlıyor ve asra yemin ediyor. Elbette ki sözünün doğruluğunu ispat etmek için Allah(c.c.)’ın bir başka varlığa yemin etmeye ihtiyacı yoktur. O'nun bu yemininden maksat, üzerine yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve yeminden sonra gelen ifadenin önemine dikkatlerini çekmektir. Çünkü bazı kimseler, gördükleri kötülükleri, çektikleri sıkıntıları hep dehre (zamana) yükleyerek zamandan şikayet ederler ve zamanın uğursuzluğundan, getirdiği olumsuzluklardan bahsederler. Hâlbuki; fesat, fenalık ve kötülük zamanda değil, insanların bizzat kendi yanlış düşünce, tercih ve davranışlarındadır. İşte burada, asra yemin edilerek zamanın önemi hatırlatılmakta, “zamanın bozulduğu” iddiası reddedilmekte ve insanlara şu mesaj verilmektedir:

     Asrın, zamanın herhangi bir ayıbı, kusuru ve zararı yoktur. O, Allah’ın kullarına bahşettiği en değerli nimetlerinden bir nimettir. Buna rağmen İnsanlar zaman nimetinin kadrini ve kıymetini bilip, onu en iyi ve verimli bir şekilde değerlendirmezlerse, hem dünyada hem de ahirette zarar ve ziyan içinde olurlar.

     Ancak İman edip, güzel ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler, iyilikleri emredip, kötülüklerden insanları uzaklaştıranlar ve böylece ömür sermayelerini hayırlı iş ve hizmetlerde harcayanlar müstesnadır. Onlar asla zarar etmezler, bilakis her an kâr ederler. Müfessirler ayette yer alan “asr” kelimesini, ikindi vakti, ikindi namazı, mutlak zaman, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in asrı ve âhir zaman gibi farklı şekillerde tefsir etmişlerdir. “Asır”, bütün bunları kapsamakla birlikte; urenin mesajına ve muhtevasına en uygun olanı “mutlak zaman” anlamıdır.

     Buna göre yorumunu yapmaya çalıştığımız, “Asra andolsun ki, insan ziyandadır”, ayetine; “İnsanın içinde yaşadığı zamana andolsun ki, insan ziyandadır” şeklinde bir mânâ da verilebilir.

     Fahreddin er-Razi bu suresinin tefsirinde şöyle diyor: “Zamanı değerlendirme açısından insan mutlaka zarardadır, kendisini bu zarardan kurtaramaz. Zira zarar, sermayenin kaybıdır. İnsanın sermayesi ise ömrüdür. Onun, ömrünü zayi etmediği anlar çok nadirdir. Çünkü her saniye, mütemadiyen ömrünü alıp götürmektedir. Eğer insan, ömrünü günahlarla geçiriyorsa büyük bir zarar içerisindedir. Hatta daha iyi, daha verimli, daha değerli işleri yapabilmesi mümkünken; bunları yapmayıp, yalnızca mübahlarla yetiniyorsa yine zarar içerisindedir...”

     Seleften biri de: “Asır suresinin mânâsını pazarda buz satan birinden öğrendim.“ diyor. O şahıs sabahleyin pazara çıkar ve şöyle seslenirdi: „Sermayesi eriyen bu adama acıyın! Sermayesi eriyen bu adama acıyın! ”   Onun bu sözünü işitince: ‘İşte insanın hüsranda/zarar ve ziyan içerisinde olmasının anlamı budur.’ dedim. Çünkü İnsana verilen ömür de buz gibi her saniye erimektedir. Eğer insan, ömrünü ziyan eder, maddî ve manevî herhangi bir şey kazanmaz veya ömrünü yanlış yerlerde tüketir ve böylece zaman israfında bulunursa, bu durum insanın hüsranına neden olur.”

     Şüphesiz çağımızda ve gelecekte maddeten ve manen ilerlemenin, teknik ve medeniyet yarışını kazanabilmenin yolu da zaman sermayesini en verimli bir şekilde değerlendirmekten geçmektedir. Zamanlarını verimli bir şekilde kullanmasını bilmeyenler, ya da tamamen israf edenler; teknik güce, medenî üstünlüğe, ekonomik bağımsızlığa sahip olamazlar. Çünkü, başarının ve ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri, zaman israfıdır.

     Bu bakımdan Kur’an-ı Kerim, zaman üzerinde dikkatleri canlı tutmak için, bu surede olduğu gibi, diğer sure ve ayetlerde de zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır.

     Değişik ayet ve hadislerde yıllık, aylık, haftalık ve bilhassa günlük hayatın tanzimiyle ilgili detaylı bilgilere yer verilir. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar da zaman tanzimine yönelik gâyeler taşırlar. Böylece ‘yüce dinimiz İslâm, emirlerinin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azamî ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir’ diyebiliriz.

İnşirah suresinde de; “Kolaylığın zorluktan sonra geleceği” bildirildikten sonra:   

 

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ

 

     “Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul!”  (İNŞİRAH SURESİ – 7. AYET)

     buyrularak; bir ibadetten, bir vazifeden, bir işten boşalınca, iş bitti diye oturmadan, diğer bir iş veya hizmet için kalkıp çalışılması ve böylece zamanın verimli bir şekilde değerlendirilmesi tavsiye edilmektedir.

     Nitekim Cuma suresinde, o günün değerlendirmesiyle ilgili olarak bu prensip açıkça ortaya konulmuştur:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِفَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ

ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ: فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيراً لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ:

 

     “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.”  (CUMA SURESİ -  9/10. AYETLER)

     Hz. Peygamber de hadis-i şeriflerinde insanları Allah’ın verdiği maddî ve manevî nimetlerin kıymetini takdir etmeye çağırırken; bunlar arasında zamanı özellikle zikreder:

     “İki nimet vardır ki, insanların bir çoğu bunların kıymeti hakkında aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.”

     “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin; Ölüm gelmeden önce hayatın, Hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin. Fakirlik gelmeden önce zenginliğin.”

     Diğer bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyururlar:

     “Ahirette insan şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz; ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini ne şekilde yıprattığından, malını (servetini) nereden kazanıp nerelere harcadığından ve bildikleriyle amel edip etmediğinden.”

     Günümüzde pek çok kimse vakit yokluğundan şikâyet eder. Kime sorsanız, zamanı pek yoktur. Halbuki lüzumsuz ve faydasız işlerin peşinden koşuşturmaktan, ya da boşa zaman harcamaktan hayatî önem arzeden işleri yapmaya zaman kalmamaktadır. Unutmayalım ki, kaybedilen birçok şey telafi edilebilir, servetler yeniden kazanılabilir, insan zamanla mal, mülk ve servet sahibi olabilir, ama, boşa geçirdiği zamanını ve gayesinin dışında harcadığı ömür sermayesini asla geri getiremez. “Vakit nakittir”, “Vakitlerle yakutlar satın alınabilir ama, yakutlarla vakitler satın alınamaz” gibi atasözleri, bu hususu en güzel şekilde ifade etmektedir.

     Bu nedenle yüce Allah, Asr suresinin başında asra/zamana yemin ederek onun insan hayatındaki yerine ve önemine dikkat çekmekte; kendilerine verilmiş olan ömür sermayesini, faydasız işlerle, inkâr ve günahla hak ve hakikatten uzak olarak tüketen ve böylece zamanlarını israf edenlerin sonlarının hüsran olacağını hatırlatmaktadır. Devamında ise hüsrana uğramayan, vaktin kıymetini bilip ömür sermayelerini inanarak yararlı iş ve hizmetlerde değerlendiren insanların niteliklerine dikkat çekmektedir. Bu nitelikler: İman, salih amel, hakkı tavsiye ve sabrı tavsiyedir. O hâlde dünya ve ahirette kurtuluşun yolu ve reçetesi; zamanın kıymetini iyi bilip, belirtilen görevleri ifa etmekten geçmektedir. Merhum Mehmed Akif bu hakikati mısralarında şöyle terennüm ediyor:

     “Hâlık’ın nâmütenâhî adı var, en başı Hak

       Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak

       Hani ashâb-ı Kirâm, ayrılalım derlerken

       Mutlaka Sure-i ve’l-Asr’ı okurmuş, bu neden?

       Çünkü meknûn o büyük surede esrâr-ı felâh

       Başta imân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,

       Sonra hak, sonra sebât: İşte kuzum insanlık

       Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.”

 

     NOT: Burada “Bir âyet ve bir yorum” çerçevesinde zamanın önemi ve değerine vurgu yapıldığı için, surede yer alan iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye kavramalarının izahına genişçe yer verilememiş, ancak, bu kavramların zamanı değerlendirip hüsrandan kurtulmanın yegâne yolu ve ilâhî reçetesi olduğuna dikkat çekilmiştir.

 

Yarım yüzyılı aşkın bir süreden beri milâdî takvimin benimsendiği ülkemizde, "yılbaşı" tabiriyle milâdî yılın ilk ayının ilk günü olan 1 Ocak kastedilir. Yılbaşı kutlamaları denilince de eski yılın sona erip yeni yıla geçildiği 31 Aralık/l Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır. Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte bunun hıristiyan Batı'nın Noel bayramıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır.

Yılbaşı kutlamalarının temeli ne dinimizde nede asırlar ötesinden getirdiğimiz kültürümüzde bulunur. Gayr-ı müslimlere benzemek ve onlarca kutsal sayılan gün ve vakitlerde onlar gibi hareket etmek dinimizce bid'at kabul edilir.

Nitekim bazı Müslümanların Hıristiyanların en büyük bayramı olan Paskalya'da ve Noel (yılbaşı)de ateş yakmak, kadayıf ve mum gibi şeyler hazırlamak suretiyle Hıristiyanlara katılır, yaptıklarını yapmaya özenirler.

Paskalya töreninde yumurta boyamak, çörek yapmak, tütsü satın almak, bebek, kadın ve çocukların kına yakınması, yeni giysiler satın alınması ve buna benzer Hıristiyanların kendilerince kutsal addedilen günlerde yapılan diğer şeyler...

 Yılbaşı kutlamaların temeli batı orijinlidir. Asıl olarak bizim yılbaşı tabiriyle eski yılın sona ermesi yeni yılın başlamasını anlamamız gerekir. Ama batı dünyasında durum böyle değildir.

Hıristiyan Batı'da milâdî takvimin başlangıcına esas olarak Hz. îsâ'nın doğum tarihi alınmış ve bu giderek diğer ülkelerde de benimsenmiştir. Bu bakımdan hıristiyanlar aralık ayının son haftasını, doğumun arefesini teşkil etmesi bakımından, en önemli dinî bayramlar olarak kabul etmişlerdir, bu hafta içerisinde hıristiyanlar kiliseye giderler, ayrıca birbirlerini ziyaret edip hediyeleşirler. Dinî bir atmosfer içinde geçen Noel bayramı akabinde be, yeni yıla giriş büyük bir çılgınlıkla, lüks ve israfla kutlanır.

 

Bu Kutlamalara Bakıldığında Hep İslamın Hoş Karşılamadığı Fiiller İşlenmektedir

1.Kişileri İlahlaştırma:

   a)- Noel İnancı

   Her yıl 25 Aralık Hz. İsa (a.s.)’ın doğumunun yıl dönümü kabul edilerek bir hafta boyunca çeşitli etkinliklere yer verilmektedir. Katolik ve Ortadoks kiliseleri de bu olayı sahiplenmek suretiyle Hz. İsa (a.s.)’ın doğumunun hatırasına bu süre içinde üç dinî ayin gerçekleştirmektedir.(4)

 Aynı hafta içinde Noel yortusu dolayısıyle çam ağaçları kesilip cadde, balkon ve evler süslendirilip ışıklandırılmaktadır.

 İlk defa Almanya’da 1605 yılında ortaya konulmuş, daha sonra da bütün hıristiyanlık alemine sirayet eden “Noel Baba” efsanesi de yaygın bir biçimde işlenmiştir. Noel Baba aslı ve mesnedi olmayan, ancak sözde iyiliği temsil eden ve bu gecelerde çocuklara oyuncak, şeker vb. hediyeler dağıtan, genellikle karla örtülü, kırmızı başlıklı paltosu ve kocaman beyaz sakalı ile temsil edilen efsanevî bir kişidir. Yeni Türk Ansiklopedisi Komisyon, Ötüken Yayınevi, İst. 1985 c. 7, s. 2687.)

 

  Türkçede yanlış olarak yılbaşı kutlamalarıyla özdeşleştirilen “Noel” Latincede, “Tanrının doğum günü” anlamına gelen ve Hz. İsa’nın doğum günü kutlamasını ifade eden “dies natalis” teriminin Fransızca karşılığıdır.

        Aslında, 31 Aralığın 1 Ocağa bağlandığı gece yılbaşı, 24 Aralığı Aralığa bağlayan gece ise Noel gecesi olarak kutlanması, tamamen câhili olan bir âdettir. Furkan Der, Ocak 1997, Sh: 8.

Noel, putperestlikten kalma bir âdettir. Hıristiyanlıkla alakası yoktur. Şirk âdetidir. Noel baba, efsane bir kişidir.

   Dinimizde ise; yılbaşı ve noel kutlamalarının yeri yoktur. Yılbaşının biz müslümanlar için, milletler arası takvim başlangı­cı olmak fonksiyonundan başka hiçbir özelliği yoktur.Dini emirlerimizde ve milli geleneklerimizde hiçbir yeri ol­mayan Noel'i ve yılbaşını "Müslümanım" diyen bir kimse kutlayamaz...

Bir Müslüman böyle doğmatik, hayali ve neidüğü belli olmayan bir anlayışın figüranı olamaz.

 

b)- İsa(a) yı İlahlaştırma İnancı

    Hz. İsa Allahın oğludur diyorlar ve ona da ilahlık vasfı addediyorlar. Bu husus Kur’anı Kerimde şöyle ifade ediliyor:

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ (30) اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ (31)  

“Yahudiler "Uzeyr, Allah'ın oğludur" dediler. Hıristiyanlar da "Mesih (İsa) Allah'ın oğludur"dediler. Bunlar, onların ağızları ile geveledikleri dayanaksız sözlerdir. Böyle demekle daha önceki kâfirlerin sözlerine özeniyorlar. Allah kahretsin onları. Nasıl gerçeklerden sapıyorlar?”

“Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu İsa'yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah'a kulluk etmeleri emredilmişti.” (Tevbe,30-31)

-Bunu kiliselerde.. filmlerinde görmekteyiz…

-Allahtan başka ilah yoktur:

 لَوْ كَانَ فِيهِمَا آَلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا [ سورة الأنبياء - الآية : 22 ]

-Hz. Peygamber “Kabrimi bayram yerine benzetmeyiniz..”

- Hz. Peygamberin, kendini çok öveni ikaz etmesi..

- Hz. Peygamber, Mescitlerinizi Hiristiyanlar gibi süsleme.

 

c)- Çam Ağacı:

 Noel kutlamasının bir başka unsuru olan çam ağacı ise,

 a)- Yunan ve Roma pagan kültüründeki Attis tanrısına yönelik ayinden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Bereket tanrısı Attis’in çam ağacında yeniden vücut bulduğuna inanılmakta, buna bağlı olarak çam ağacına bereket sembolü diye tapınılmaktaydı.

b)-Bir başka inanışta ise, çam ağacı ölümsüzlüğü temsil ettiğine, ağaca bağlanan mumların ise kötü ruhları ve cadıları kovmak için yakıldığına inanılır. Ayrıca ağaca asılan küçük ay, güneş ve yıldız süsleri Babil tanrılarının simgeleri olup Hıristiyanlığa ise Yunan ve Roma yoluyla girerek günümüze kadar ulaşmıştır.

        Öz değerlerinden ve geleneklerinden koparıp Batı'nın önce hayat tarzına alıştırdığı, sonra değer ve inanç esaslarına sıcak bakmaya ve giderek onlun benimsemeye götürdüğü dikkate alınırsa, yılbaşı kutlaması, Noel ağacı süslemesi, Noel babanın hediye bırakması gibi âdetlerin terk edilerek kendi kültür ve değerlerimizden kaynaklanan alternatif program ve faaliyetlerin yerleşmesine çalışmanın önemi ortaya çıkar.

 

Görüldüğü gibi bu noel  ve İsanın doğumu meselesi kesin olarak belli olmayan asılsız bir efsaneden başka bir şey değildir. Hiçbir Müslüman bu efsaneye iştirak etmemelidir. Buna inanmasa bile fiilen katılması uygun değildir.

 

2. Alkol Kullanımı:

Kanaatimce günümüzde maksadını aşan uygulamalardan biri de yılbaşı gecelerindeki aşırılıklardır. Elbette bir yıl, insan ve millet hayatında önemli bir zaman dilimidir. Böyle bir mutluluğu yaşamış olmak Allah’ın bize bir lütfudur. Yeni bir yılı idrak etmenin sevinç ve heyecanı da makul ölçüler içinde kabul edilebilir.

 Fakat aşırılığın da ötesine geçerek, iki yılı birbirine bağlayan bu zaman köprüsünde cinnet geçirmişçesine işlenen yanlışlara, hatalara ve yapılan lüks harcamalara anlam vermek mümkün değildir. Aşırılıklar ve hurafelerle dolu bu tür kutlamalar…

Günümüzde yılbaşı kutlamaları alkollü içeceklerin çokça tüketildiği, kumarın çokça oynandığı israfı aşan alışverişlerin yapıldığı bir zaman dilimi olmuştur. Oysaki Yüce Dinimiz Alkolü, kumarı ve israfı yasaklamıştır. Kuran-ı kerimde bu hususlar şöyle ifade edilmektedir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ  

“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide, 90)

İçki bu kadar kötü olduğu belirtildiği halde çeşitli T.V kanallarıyla bunun reklamları yapılmakta , gençlerimiz ve çocuklarımız buna özendirilmektedir.

Bir Müslüman içki içmediği halde bu geceye, yalnız eğlence olarak orada bulunması bile hoş karşılanmamıştır. Yüce Allah şöyle buyurur:

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آَيَاتِ اللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا  

       “Allah size indirdiği kitapta onun ayetlerinin inkar edildiğini ya da alaya alındığını işittiğinizde başka bir konuya geçmedikleri sürece onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınız! bildirdi. Hiç kuşkusuz Allah münafıklar ile kafirleri cehennemde bir araya getirecektir.” (Nisa,140)

Kim bir toplantıda diniyle alay edildiğini duyarsa, ya dinini savunmalı yada toplantıyı ve orada bulunanları terk etmelidir. Görmezlikten gelmek ve susmak ise, ruhî bozgunun ilk aşamasıdır. Böyle birisi iman ve küfür arasındaki nifak köprüsüne adımını atmış demektir

 Ancak Kur'an'ın eğitim metodu, bu işin gerçeğine dikkat çekiyordu. Böyle toplantılara katılmanın, orada olup bitenlere karşı susmanın iç bozgunun ilk aşaması olduğu gerçeğine parmak basıyordu.

İşte mümini iliklerine kadar titreten tehdit! "... Siz de onlar gibi olursunuz."

Ardından hiçbir tereddüte yer bırakmayan uyarı da şudur:

"Hiç kuşkusuz Allah, münafıklar ile kafirleri cehennemde bir araya getirecektir."

Ancak yasaklamayı, Allah'ın ayetlerinin inkar edildiği, alaya alındığı toplantılarla sınırlı tutup, müslümanlarla bu münafıkların arasındaki her türlü ilişkilerini kapsayacak şekilde geniş tutmamak müslüman kitlenin o gün için aşmak zorunda olduğu aşamanın özelliğini göstermektedir.

 Daha sonraki nesillerin de başka ortamlarda, böyle bir aşamadan geçmeleri her zaman mümkündür. Aynı şekilde ilahî hayat sisteminin özelliğini; işleri yavaş yavaş ele alışını, realite dünyasındaki pratik izlerini, duygu ve koşulları gözetişini, bu arada realiteyi değiştirmek için sürekli ve kalıcı adımlar atmayı da ihmal etmeyişini göstermektedir. ( bak: S. Kutup. Fiz. Kur.)

 “Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf edenleri sevmez.”[3]

Bir gecede yapılan israf, acaba kaç tane fakiri doyuran bir lokma olur!

 

3. Gayri Meşru Eğlence:

Şehveti tahrik eden, cinsel duyguyu kamçılayan şarkı - türkü ve belli bir kadının vasıflarını nağmeleyeni de dahil olmak üzere ha­ram sayılmıştır. Bunun gibi, bir kâfirin meziyetlerini   sayıp döken,sapık ilkeleri vasfedip anlatan ve benzeri ölçü ve anlamda olan şar­kı ve türküler de haram kapsamına alınmıştır. Bunun tahrîmine delâlet eden belgeler:

Buhari’nin rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyur­muştur:

    «Ümmetimden ileride bazı topluluklar (kabile ve milletler) Zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgıyı helâl sayacaklardır.» Buharı - Ahmed b. Hanbel - İbn Mâce

Sahîh rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyur­muştur:

 

      «Kim şarkı - türkü söyleyen bir kadının yanında oturur da onu dinlerse, Allah Kıyamet gününde onun kulağına eritilmiş kurşun dö­ker!»  İbn Asâkir: Kendi tarihinde..

 

Diğer bir hadîste ise şöyle uyanda bulunulmuştur:

«Ümmetim şu onbeş şeyi işlediği gün belâ kendilerine iner:

1 — Devlet malı ganimet edinilip belli bir kesimin elinde dönüp dolaşan bir varlık olursa,

2 — Emânet ganimet sayılıp yağma edilirse,

3 — Zekât ödemek istenmeyip bir borç gibi düşünülürse,

4 — 7 — Adam kendi zevcesine itaat eder, anasına karşı gelip eziyette bulunur; dost ve arkadaşına iyilik edip babasına eziyet-ve cefada bulunursa,

 

8 — Camilerde (dünyevî çıkarlar için) sesler yükselirse,

9 — Kabile ve topluluk ahlâksız sapıkları kendilerine baş edi­nirlerse,

10— Kavim veya milletin ileri gelen söz sahibi, onların en rezili olursa,

11— Adama, şerrinden korkulduğu için ikram edilirse,

12— Alkollü içkiler içilirse,

13— Şarkı-türkü söyleyen kadınlara yer verilir, ilgi gösterilir

14— Caz, saz ve diğer çalgı aletleri edinilir (de çalanlar ve din­leyenler; çoğalır) sa,

15 — Bu ümmetin sonra gelenleri,    önce gelip    ederse, artık o zaman kızıl bir rüzgârı veya yerin dibim- batmayı da mesha uğramayı bekleyin (pek yakındır).  Tirmizi: Hz. Ali (R.A.) den

 

«Ümmetimden bir kavim (veya millet) son zamanda maymun ve domuza çevrilirler!» Bunun üzerine Ashab-ı Kiram sordular :

 «Ey Allah'ın Peygamberi! sözünü ettiğiniz o kimseler Müslüman muin lar?» Efendimiz şu cevabı verdi:

«Evet, Allah'tan başka ilâh olmadı gına, benim de Allah'ın Peygamberi bulunduğuma şehâdet ederi» ve oruç tutarlar..» Ashab-ı Kiram, tekrar sordular.-

 «Ya Resûlüllah Onların durumu ve ameli nelerdir?» Peygamber (A.S.) şöyle covn verdi:

      «Onlar caz, saz ve diğer çalgı aletlerini, şarkı - türkü söyle yen kadınları ve bir takım tefler edinirler? alkollü içkileri içerler ve onlar içki ve eğlence üzerine gecelerler de sabahladıkları vakit mesh uğramış olarak (domuz veya maymuna dönüşerek) sabahlarlar İbn Hibbân : Ebû Hüreyre (R.A.) den.

Açıklama -. Maymun ve domuza dönüşmek iki şekilde yorumlanmıştır. Ya zahirine hamledilir de hakiki bir dönüşmenin unusudur ya da ruh ve karakter itibariyle bir dönüşmeye  tabi tutulmuştur. Mücahid, bu ikinci yorumu tercih etmiştir. 

 

Bunlardan başka daha birçok hadîs-i şerifler var ki, hepi! d çalgı çalmanın ve şehveti tahrik eder anlamda teğannide bulun m. nın tahrîmine delâlet eder.

Sonuç itibariyle toplumumuzda “yılbaşı kutlaması” olarak yapılan eğlencelerin dinimiz ve kültürümüz açısından hiçbir temeli yoktur.

                                   

2-  KAFİRLERE BENZEME

Toplumumuzda ve diğer müslüman toplumlarda "yılbaşı kutlaması" başlığı altında düzenlenen eğlence toplantıları ise, hiçbir kültürel ve geleneksel temele sahip değildir. Bu bakımdan hıristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları Batı'nın körü körüne taklit edilmesinin veya hıristiyan Batı'nın kültür ihracının bir sonucudur. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgili olarak yapılan tenkitler ve gösterilen hassasiyet de buradan kaynaklanır.

 

Unutulmaması gereken bir başka husus ise, yıllara dini bir misyon yüklenmemelidir. Çünkü Hicri, Rumi, Miladi gibi takvimler dini yönden üstünlükleri bulunmayan ve zaman ölçmede esas alınan ayrı başlangıç noktasıdır. Hicri takvim İslam dinindeki bazı hükümlerin (Zekatın verilmesi, Ramazan ayının başlangıcı, kandiller vb.) tespitinde önem taşıyor olmasını bu hususla karıştırmamak gerekir. Zaten miladi takvimle beraber hicri aylar ve namaz vakitleri de üzerinde yer almaktadır.

İslam dininde Hicri yılbaşını bizim, diğer yılbaşını onların kabul etmekte doğru değildir. Bu sebeple Takvim olarak miladi takvimi kabul edip yeni bir yılın başlaması sebebiyle birbirlerimizle tebrikleşmede, birbirimize hayır dualar bulunmada ve yeni yılın bizler için hayırlar getirmesini istemede her hangi bir sakınca yoktur.

 Ancak Hz.  Peygamber'in Müslümanlara diğer dinî topluluklara göre farklı bir kimlik bilinci kazandırmak için gayret ettiği, Bu uğurda saksal, kılık-kıyafet, yeme-içme âdabı da dahil pek çok konuda tavsiyede bulun

Günümüzde toplumların kültürel değerlerini, hatta itikadı ve ahlâkî etkileşimlerini, sahip oldukları hayat tarzı, ekonomik yapı, yerleşim ve ulaşım imkânı, iklim ve çevre, eğitim, folklor, örf ve âdet gibi ilk bakışta konuyla ilgisiz gözüken birçok hususu derinden etkilemekte ve sonuçta mekanizma kendi değerlerini üretmektedir.

Avrupa'daki Müslüman-Türk işçilerimizin çocukları ve torunlarının bugün Batı'nın kültür ve gelenekleri altında nasıl değiştiği ve giderek o toplumla bütünleşmeye başladığı anlaşılmaktadır.

   Bu ise iyi izlenirse toplumumuza yabancı kültürlerden taşınan veya yabancı toplumlara özüm şeklinde başlayan örf ve âdetlere karşı duyarlı olunmasının önemi daha İyi anlaşılır.

Bunun için alınabilecek bir önlem de, kendi kültürel mirasımızdan ve dinî anlayış ve heyecanımızdan kaynaklanan değerleri, gelenek ve adetleri iyileştirerek yaşatmaya ve geliştirmeye çalışmak olabilir. (D.V.İlm.)

 

 

Bilindiği gibi, Arap lügatında bir kavmin itikad ve amellerini taklit etme işine “Teşebbüh” denilmiştir.

 Teşebbüh, arzu duyarak batıl din ve ideoloji bağlısı topluluklardan biri veya birkaçına onlara ait alâmet-i farika vasfındaki hususiyetlerinde benzemektir. (Mirkatü’l Mefatih Şerhu Mişkatu’l Mesabih (Aliyyül Karî) C: 4, Sh:431, Beyrut/ty.)

 

 Dikkat edilirse kafirlere teşebbüh; İslam’ın hududlarını aşma olayıdır. Yani kafirlere benzemek, İslam’ın hudutlarından çıkıp batılın hudutlarına ayak basmaktır.

Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatta İslam’ın çerçevesini aşmaya, ilahî yasaları ihlale sebeb olan her bir sözü, davranışı ve işi Allah ve O’nun peygamberi yasaklamıştır. (El Helal-u vel Haramu Fil İslam (Yusuf Kardavî) Sh: 82, Beyrut/ty.)

 

Nitekim bu konuda şanlı önderimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

 

عَنْ ابْنِ عُمَرَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ

“Her kım bır kavme benzemeye özenirse o da onlardandır “ ( Sünen-i Ebi Davut (Ebu Davud) C: 4, Sh: 44, Beyrut/ty. Müsned N/50. )

Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır: Ibn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak başar. Maglupların galipleri taklid etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (Ibn Haldun, Mukaddime (trc.) I/374-75.) Sonuç şudur: Insan ancak sevdığını, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklit eder. Şekli taklit itikadi taklide götürür.

Hadis:

لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشَبَّهَ بِغَيْرِنَا لَا تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ وَلَا بِالنَّصَارَى فَإِنَّ تَسْلِيمَ الْيَهُودِ الْإِشَارَةُ بِالْأَصَابِعِ وَتَسْلِيمَ النَّصَارَى الْإِشَارَةُ بِالْأَكُفِّ  

Amr b. Şuaybin babasından, onun da dedesinden yaptığı rivayete göre Rasulullah (s.a.) efendimiz.

"Bizden başkasına benzemeye çalışan, bizden değildir Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye özenmeyiniz." Tirmizi, istizan 7 (5) buyururlar.

Dolayısıyla yahudi ve hıristiyanlar bizden olmadıklarına göre onlara benzemeye özenmemeliyiz.

 

     Hz. Peygamber(s) şöyle buyuruyor:

     «İmmeâ (=.zayıf görüş ve cılız iradeli olup herkese uyan kim­se) olmayın : O kişi, ben insanlarla beraberim, insanlar iyilik ederse, ben ze iyilikte bulunurum ;insanlar kötülük yaparsa, ben de kötülükte bulunurum, der. Ama siz kendinizi sağlam (ölçü üzerine) tutun. İn­sanlar iyilikte bulunduğu zaman iyilikte bulunmanız ,onlar kötü­lükte bulunduğu   zaman sizin   kötülükten kaçınmanız    (gerekir).» Tirmizi.

Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bir hadiste de Nebi (s.a.) şöyle buyurmuşlardır:

"Ağarmış saçı (boyamak suretiyle rengini) değiştirin ve yahudilere benzemeyin!" Tirmizi, libas 20; Nesaî, zine 14

Buhari ve Müslimin İbn Ömer'den ortaklaşa naklettikleri bir hadiste ise Peygamber (s.a.) şunları buyurur:

"Müşriklere muhalefet ediniz. Bıyıkları kazıyınız, sakalları koyuveriniz." Buhari, libas 64; Müslim, lahare 54  

Görüldüğü gibi Peygamber (s.a.) mutlak olarak müşriklere benzememeyi, onlara muhalefeti emretmektedir.

Ömer b. el-Hattab bu meyanda müminlere şöyle tavsiyede bulunur:

"Müşriklerle sıkı ilişkiler içersine girmekten ve kiliselerindeyken yanlarına gitmekten sakinin."

Rivayetlere göre Hz. Ömer müslüman beldelerinde törenlerim açıktan yapmamalarını onlara şart koşmuştur. Müşriklere tören ve geleneklerini (başkalarını etkileyecek şekilde) açıktan icra etmeleri yasaklanmışken müslüman nasıl olur da onların yaptıklarını yapar?.

Ömer b. el-Hattab şunları söyler:

"Dinleriyle ilgili konularda Allah düşmanlarından uzak dürün. Zira Allah'ın gazabı onların üzerine iner."

 

İslam ulemasından Menâvî (Rh.a.) özetle şöyle diyor: “İçi dışını onaylar bir şekilde bir kişi bir toplumun adetlerini benimser, onların ahlaki ile ahlaklanır, onlara has işleri yapmakla tanınır ve onlarla bütünleşirse onlardan olmuş olur.

İmanlı ve ahlaklı kişilere benzemeye çalışan kişi de pek tabii ki onlardandır. Onlara saygı duyulduğu gibi ona da saygı duyulur. Büyük günahları açıktan işleyen fasıklara benzeyen kişi de hiç şüphesiz onlar gibi küçümsenir ve aşağılanır. Yücelik nişanını takınan kişi bilfiil yücelmemiş olsa da ikram görür.

Kısacası benzeme küfürde ise küfür, haramda ise haram, şiar da ise şiarın hükmü tahakkuk eder.” (Feyzu’l Kadir Şerhu Camiu’s-Sağir (Menavî) C: 6, Sh: 104, Beyrutlty.)

Allah c.c. yine Peygamberine hitaben şunları buyurur:

"Sana gelen ilimden sonra bilfarz onların arzulama uyacak olursan, an dolsun ki, Allah'dan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır." el-Bakara (2), 120

Allah Teala hazretleri onların bayram ve törenlerine iştirak etmeyen ve bu günlerde yaptıklarını yapmayanları şu kelamıyla methetmiş ve övmüştür.

"Onlar ki, yalana şahitlik etmezler..." el-Furkan (25), 72

İslam alimlerinden Mücahid, ed-Dahhak ve er-Rebi b. Enes ayette geçen "ezzür yalan" kelimesinden murad, müşriklerin kendilerince kutsal addettikleri gün ve bayramlar törenlerdir, derler.

İbn Şirin de "zür" den kastedilen şeyin Paskalya'dan önceki pazar günü (hıristiyan bayramı) olduğunu söyler.

Konuyla ilgili olarak Rasûlullah (s.a.)ın daha önce geçen şu iki hadisini tekrar edelim."Müşriklere muhalefet ediniz." "Kim bir kavme benzerse, onlardan olur."

Bilinmelidir ki selef-i sabıkin (salihin) devrinde Müslümanlardan bu tür rezaletlerden herhangi birini yapan veya bunlar gibi hareket eden kimse olmamıştır.

Zaten hakiki mümin selef-i salihinin yoluna sülük eden, Peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.)in izinden yürüyen, nebilerden, siddîklardan şehidlerden, salihlerden Allah'ın kendilerine in'amda bulunduğu kimselere uyan kişidir. İhsan ve keremiyle Allah bizi o müminlerden kılsın. Zira O, cömerttir, kerem sahibidir.

Kişi, kafirlere benzeme konusunda hataya düşenlerin çokluğuna, gafil alimlere ve hareketlerine bakıp aldanmasın.

Büyük alim el-Fudayl b. lyaz (r.a.) şunları söylemiş:

"Yolcuları az da olsa sen hak yoldan ayrılma.
Rağbet edeni çok da olsa kötü yola sapma."

Ya Rab sen cömertsin ve kerem sahibisin. İhsanın ve kereminle bizleri hidayete ermiş ve salih kullarının yoluna girmiş kimselerden kıl.

Bizleri helak olmuş, küffarın yoluna dalmış kullarından eyleme. 

 

 




Bu haber 2186 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER İMAM ODASI Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • İbretlik Resimler
    İbretlik Resimler
  • Kısaca 2017
    Kısaca 2017
  • Büyükler Bir Söyler Hikmeti
    Büyükler Bir Söyler Hikmeti
  1. İbretlik Resimler
  2. Kısaca 2017
  3. Büyükler Bir Söyler Hikmeti
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Kör Olduğu halde Dokunduğunu Çizen Türk
    Kör Olduğu halde Dokunduğunu Çizen Türk
  • Rusyada Bayram Namazı Camide Yer Olmayınca Caddeler taştı
    Rusyada Bayram Namazı Camide Yer Olmayınca Caddeler taştı
  • Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
    Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
  • Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
    Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
  • Fatiha Suresi Abdulsamed
    Fatiha Suresi Abdulsamed
  1. Kör Olduğu halde Dokunduğunu Çizen Türk
  2. Rusyada Bayram Namazı Camide Yer Olmayınca Caddeler taştı
  3. Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
  4. Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
  5. Fatiha Suresi Abdulsamed
VİDEO GALERİ
YUKARI